hiç gitmediğim o yerlere neden beni de götürmüyorsun
orman bizi geri çağırıyor. geldiğimiz yere
orman karanlık orman çaresiz. biz yine yürüyoruz mavinin umuduyla
şimdi duyuyorum onları! geliyorlar. seni almak için geliyorlar
- Kadın : Seni seviyorum
- Erkek : O kadar kötülük yaptım sana. Kaç kere üzdüm, geceleri uyuyamadın, ağlamaktan gözlerin şişti. Gülerken hep aklına geldim tekrar ağlamaya başladın, en mutlu anlarını ben bozdum. İnsanlara beni savundun, hiç kötü bir şey söylemedin arkamdan. Ben seni hatırlamaya tenezzül etmezken, sen beni hep hatırladın. Hala beni seviyor musun ?
- Kadın : Seviyorum.
Ya yüzümde bir gülümsemeyle kollarınıza koşuyor olsaydım o zaman siz de benim şu anda gördüklerimi görür müydünüz?
— Christopher McCandless
(Kaynak: macielhenrique)
işte delirdim dedim. delilik geldi buldu beni hayallerimin ortasında. artık tekin değilim
mary’nin göz rengi çamurlu su birikintisi rengindedir. ayrıca doğum lekesi de kaka rengindedir. mary’nin dedesi soğan turşusu gibi kokar. ayrıca max mary’e mektup yazarken oturduğu sandalyeden poposunun çatalı gözükür. mary de max de çok tatlıdır
TAGS:
Joyce Jonathan - Je ne sais pas
:) az daha her gün bloğundan ayrılmaz olacaktım. teşekkür ederim
ASK
Benim hikayemdeki dünya farklı.
Sesler sessizliğe dönüşür..
Aydınlık da karanlığa. Benim dünyam bu…
Ne görülür, ne de duyulur.
Benim dünyamın tek bir ismi var: Siyah!
Tüm yaşadıklarımdan sonra hayatımda dönüm noktası yaratan bir eser. Black. İzlenilesi bir film daha
TAGS:
“Martılar ağlardı çöplüklerde biz seninle gülüşürdük…
Şehirlere bombalar yağardı her gece, biz durmadan sevişirdik…”
Hava soğuk, vapurun camına yansıyan yüzümü hatırlıyorum. Mutlu.
Gündüz bana eşlik eden martılar bu defa yok. Evlerine gitmişler, eşlerinin yanındalardır diye geçiriyorum aklımın bir köşesinden. Jonathan Livingston içlerinden hangisiydi diye de düşünmüyor değilim…
Karanlık şehrin üzerini örtmüş, uyutmaya çalışmakta bir bebek gibi. Şehir ise aksine inatçı bir çocuk
renklenmiş -mavininüzerindekiyol-u yine çok telaşlı.
Deniz sakin. Deniz suskun.
Yüzümü hatırlıyorum. Mutlu.Evinden ayrılmış insanın hüznü var üzerimde.
Fakat gülümsüyorum geçirdiğimiz günü hatırlayınca.
Nefesi boynumda, martıların sesini duyuyoruz. Çığlık çığlığalar…
Gülümsüyoruz seslerine.
Nefesi yüzümde
…
Hava sıcak,vapurun camından yansıyan yüzüme bakıyorum. Mutsuz.
Vapurun camından yansıyan yüzüme bakıyorum.
Onsuz.
Vapurun camından yansıyan yüzüme bakıyorum.
Yok.
Hiçbir şey yok.
Şehir çocuk değil,
Deniz kızgın. Deniz dalgalı.
Geçtiğim yol artık bulutlarla, martılarla dolu değil.
Gittiğim yer, evim değil.
Geçtiğim yollar ona çıkmadığı için, şehre küsen yüzüme vapurun camından bakıyorum.
Mutsuz.
Kum gibi kum gibi ezip geçme…
Hiçbir kadın hiçbir erkeği ve hiçbir erkek hiçbir kadını
Bu biçim bu biçim sevmedi
Yokluğu ekmeğe katık edip sevgiyi açlığa eklemedi
Gözyaşlarının hiçbir teki bu biçim düşmedi
Böylesine dolu dolu dolu ağlamadı hiçbir kucakta hiçbir baş
Ve hiçbir elveda bugüne dek bu biçim söylenmedi
Hiçbir akşam o akşam gibi kanarcasına batmadı o güneş
Ve hiçbir güneş onları bir daha bu biçim görmedi
Hiçbir kadın dedim ya hiçbir erkeği ve hiçbir erkek
Hiçbir kadını bu biçim bu biçim bu biçim sevmedi


